Allah'a İnanıyor Musun? Gerçekten Mi?


 

Yaradan’a İnanıyor musun? Gerçekten? Ezbere değil…

Yaradan; seni, beni, aydınlığı, karanlığı yaratmadı mı? O zaman sen nasıl olurda, seni, beni, aydınlığı ve karanlığı yargılarsın?

Nasıl olurda çirkin, güzel, kültürsüz, cahil, iyi, kötü dersin?

Nasıl olur da bir diğerini kendinden büyük, önemli, değerli ya da küçük, değersiz yaparsın?

Nasıl olur da her an kendini ve bedenini yargılarsın?

Gerçekten inanıyor musun Yaradan’a? Yoksa inanıyor“muş” gibi mi yapıyorsun?

Yoksa tiksinmezdin böceklerden, beğenmemezlik yapmazdın hiçbir varlığı, korkmazdın hiçbir şeyden, kaygılanmazdın geleceğin için… Ölmekten mesela ödün patlamazdı…

Mutsuz olmayı seçmezdin, hiçbir konuda sınırlılığı kabul etmezdin, kurban olmayı seçmezdin, çaresizliği kabul etmezdin? Yahut, seçimlerinin sorumluluğunu üstlenirdin.

O, her şeyin içinde, her şey O’nun içinde… O, hiçbir şeyi yargılamaz, dışlamaz… Tam tersine, her şeyi içine alır, kucaklar… O, koşulsuzca sevendir… “…. Ları olursan, yaparsan seni severim” demez… Şartı yoktur sevgisi için… Sevgisi sınırsız ve koşulsuzdur… O, cezalandırıcı, ödüllendirici, egolu değildir… O’nun tanımı yoktur… Sonsuzdur… Sınırsızdır… Tanımsızdır… Koşulsuzdur…

O, her hangi bir şeyi korktuğun için yapmanı ister mi hiç? Aşkla, sevgiyle, neşeyle var olduğun her an, her ne yaparsan yap, O’nunladır.

Burası sandığımız gibi bir tekamül alanı değildir. Burası deneyim alanıdır. Çünkü; gerçekte hiçbir kavram yoktur. İyi, kötü, güzel, çirkin, ahlaklı, ahlaksız,… Tüm bu tanımları, zihinlerimizle oluşturduk ya da öğrendik…

Dünya boyut atlıyor… İnsanlık, artık farkına varacak; zihniyle bildiğini sandıklarının, öğrendiklerinin birer yalan olduğunu… Tüm kutuplulukların biz’i biz’den ayırdığının… Aslında her birimizin bütün’ün birer parçası olduğumuzu,… Hangi parçanı yargılarsan, kendinden de bir parça eksileceğinin… Zaten barışsan kendinle, herkese ve her şeye karşı nötr noktasında olup, izninde olurdun olanın olduğu gibi olmasının…

O, hem sana özgür irade verip, hem de seçimlerine karışır mı? Cezalandırır mı? Ödül verir mi? Tamamını yapan sensin… Kötü bir şey yaptığına karar verdiğin için cezalandırılacağın sonucunu çıkartıyorsun… Ve bunu yaşıyorsun… Tüm seçimlerini, sahip olduğun sahip olduğun bakış açıları ( iyi, kötü, doğru, yanlış,…) ve inanç kalıplarından yapıyorsun. Sınırlı, kısıtlı, hesaplı, çıkarımlı,… Sonra da tahmin ettiğin sonucu yaşayınca bakış açının sağlamasını yapmış oluyorsun kendine. Sonra da gidip, bir başkasına anlatıyorsun bu deneyimini… Eğer o da bu durumu bir bakış açısı haline getirirse ya da direnip, tepki gösterirse onun da gerçeği haline geliyor o durum ve giderek yayılıyor. Bu yüzden karmaşık geliyor… Ama değil… Zorlaştıran biziz. Biz, O’nun nefesinden gelen sonsuz varlıklarız. Sadece belki de budur kavranması istenen… Sonsuz varlığını alıp, kabul ettiğinde; tüm tanımlamalarından ve tanımlanmalarından özgürleşiyorsun. Bütünün bir parçası olarak ahenkle akıyorsun hayata… Neşeyle… İşte, yaklaşmakta olan zaman da bu “uyanış” zamanı. Yeni bilinç düzeyi… Yeni Dünya… Kavramlar, tanımlamalar, sınırlamalar olmadan,… Ötesinde yaşam…

Artık bil… Yanlış değilsin… Sen bu Dünya’da daha önce hiç görülmemiş bir hediyesin, çeşitliliksin… Dünya, her an varlığına şükran duyuyor…

Duygu Şen Aytaç