Doğaya Bakmak...


 

Bu sanal realitenin yalanlarını sürdürmeye çalışmanın değeri ne? Kutupluluğu sürdürmeye çalışmanın değeri ne? Her şeyi bizim inandığımız “doğru” kutularına sığdırmaya çalışmanın ve eğer sığmazsa dışlamanın değeri ne? Sonra “bütün” ve “bir” olmaktan bahsederken gerçekten; kim hangi özellikleri taşırsa onlarla 1 olabileceğinize karar veriyorsunuz? Bu kadar çeşitlilik varken 1 tane doğrunun, o da sizin doğrunuz olduğuna karar verip, onu sonuna kadar savunup, katılmayanları da kötü diye yaftalamanın değeri ne? Bugüne kadar akılla hareket edilip, hangi sorun kökten çözümlendi? Eğer öyleyse her birimiz; huzurlu, neşeli, bolluk ve bereket içinde ve koşulsuz sevgide olurduk? Hiç sadece kalpten yaşamayı denediniz mi? Hiç düşünmeden, hesap yapmadan, çıkarsız, yargısız, sadece sizin için hafif olanı yani enerjiyi takip ederek yaşamayı denediniz mi? Bir de bunu denemenin ne sakıncası var ki? En kötü farklı bir şeyi daha denedik deriz …

Doğa bu konuda en iyi örnek esasen... Doğada hiç bir canlı, hiçbir canlıyı yargılamaz... Kendini hiçbir canlıyla kıyaslamaz, rekabete girmez,... Sadece varlığından işlev gösterir an’da... O an neyi yapması gerektiğini bilir... Her şeyin olduğu gibi olmasının iznindedir... Dr. Dain Heer’ın “Kendin Ol, Dünya Değişsin” kitabında dediği gibi; Doğa; onu hiç umursamadan ağaçlarını kesip, sadece kendi keyfimiz için binalar dikip, havasına bir dünya zararlı gaz ve toprağına atıkları atmamız karşısında gerçekten çok toleranslı... Peki biz, ona karşı ne kadar naziğiz ve de onu ne kadar umursuyoruz? Çünkü Doğa istese tüm insanlığı dakikalar içinde yok edebilecek güçtedir...

Ve de doğanın karşısındaki zihin... Dünya’ya, hayvanlara ve de türlerine, ormanlara,... zarar veren tek canlı türü “insan”... Çünkü zihniyle yaşıyor... Bilinçsizce yaşıyor... Her birimiz, zihnimiz yerine bilinçten (varlıktan, aynı doğa gibi...) işlev gösterseydik Dünya neye benzerdi? Bunun için neler mümkün?

Duygu Şen Aytaç