Düşünce ve Zaman İlişkisi


 

Sen zamanı düşünceyle, zihninle genişletiyorsun... Düşünce; zamanı yavaşlatan, seni “gerçek”ten uzaklaştıran, yalanlar arbedesinde sıkıştıran, seni de yavaşlatan ve durduran bir eylemdir... Bilme ve çözüm bulma arzusu zihne aittir. Zihni bıraktığında zaten bildiğini fark edeceksin... Çünkü tüm bilgi zaten sende, kalbinde mevcut...

Kalben var olmayı o kadar uzun zamandır unuttuk ki.. Neredeyse sadece zihinlerimizle var olduğumuza karar verdik... “Düşünüyorum, öyleyse varım!”... Düşündüğün her şeyin, gerçekleştiğini biliyorsan artık, nasıl düşünerek var ettiğini de, bugün Dünya’nın geldiği noktadan görebilirsin... Bize sınırlı, kısıtlı, sığ, dar bakış açıları öğretildi... Bize “imkansız, mümkün değil” bakış açıları öğretildi... Biz, tüm öğrendiğimiz bu kısıtlı, sınırlı bilgilerle, kendimizi ve hayatımızı küçülttük... Sonra da korkar olduk her şeyden... Sağlık, para, ilişkiler, gelecek kaygısı, ölüm korkusu,.. Hepsi bizden büyüktü... Biz nasıl başa çıkacaktık tüm bu “sorun”larla? Kendimizi o kadar küçülttük ki; dışarıdan bir kurtarıcı bekler olduk... Diğerleri bizden daha iyi biliyor, bize yol gösterebilir, bizi kurtarabilirdi... Çünkü; biz hep düşünme eylemindeydik... Hem de bize öğretilen o bakış açılarıyla... Peki, kalbinin sesini en son ne zaman duydun? Kalbinin sesini dinleyerek ne zaman bir iş yaptın da sonu harika olmadı??! Ne zaman unuttuk onu dinlemeyi? Ya zihni hiç devreye sokmadan sadece kalbinin sesini dinleseydin? Çünkü o zaman bilirdin; orda imkansız kelimesi yok, orada yapamazsın diyen bir ses yok, orada kaygı, endişe, korku,... yok, orada nefret yok, öfke yok... Orada her anı ve herşeyi kucaklayan koca bir kalp var, orada tüm kainatla her an iletişimde olan ve zihninin ötesindeki sonsuz ve sınırsız potansiyelleri bilen, “ben” değil “biz” var... Senin zihninle arayıp, bulamadığın tüm cevaplar orada var... Hala küçük hapishaneni ( zihnini), gerçekte olduğun özgürlük (kalp) yerine seçmenin değeri ne?

Duygu Şen Aytaç