Kendimi Seviyorum... Öyleyse Varım!


 


Kendimi Seviyorum… Öyleyse Varım! Düşünmek eylemi, bize bu sanal realitede öğretildi… Her şeyi bilen birinin düşünmeye ihtiyacı var mı? Her şeyi bilen birinin her hangi bir sorunu her hangi bir problemi olabilir mi? Okyanustaki su damlası, diğer su damlacıklarını dışlayabilir mi? Yargılar mı mesela öteki su damlacıklarını? Eğer yargılarsa aynı zamanda kendini ve bütünü yargılamış olmaz mı? Bir su damlacığı kendini yargılar mı? Yoksa sadece “kendisi” olarak “bütün”e mi katkıdır? Sadece kendisi olarak? Var olarak? Herhangi bir endişesi, korkusu, kaygısı, olur mu? Sadece Var olarak akar bütün ile birlikte…

Bize algılarımızla, hislerimizle yaşamak öğretilmedi… Bize Kendimiz Olmak öğretilmedi… Kendimizi koşulsuzca, sadece var olduğumuz için sevmek, şükretmek öğretilmedi… Sevilebilmemiz için nasıl olmamız gerektiği öğretildi… Bize düalite dünyası ve sınırlı, kısıtlı bakış açıları öğretildi. Nasıl düşüneceğimiz, nasıl konuşacağımız, nerde nasıl oturup kalkacağımız, nelere karar vermemiz gerektiği, neleri red etmemiz gerektiği, doğrular ve yanlışlar öğretildi… Biz de hayatımızda akarak var olmak yerine, onların belirlediği ve istediği şekilde ol’maya çalıştık. Her öyle olamayışımızda yanlış olduk… Ya yanlışlar giderek arttı ve biz, bizden daha büyük olduğunu sandığımız “doğru”ların altında minicik olduğumuza karar verdik ya da hanemize daha çok doğru koyduk ama yine de mutsuzduk. Sonunda bir gün daha fazla doğru yapamadan ölmekten korkar olduk.

Sahi, gerçekten bu yüzden mi gelmiştik dünyaya?

Ya sadece Var Olmaya geldiysek? Ya her şeyin izninde, yargısızca, bütünle akmaya geldiysek? Ya düşünecek hiçbir şey yoksa? Zaten biz bütünün parçası olarak, her şeyle etkileşim halindeysek, biliyorsak? Ya sadece var olmanın neşesiyle akmaya geldiysek? Ya O, bizim acı, ızdırap, kan ve göz yaşı dökmemizi istemiyorsa? Ya sadece varlığımızı alıp, kabul etmemizi ve sadece ol’mamızı istiyorsa? Ya tüm bu zorlukları, sınavları, mücadeleleri, sınırları biz yaratıyorsak? Ya O, kendimizi hapsettiğimiz sınırlardan ve yargılardan işlememiz ve sonunda, öylesine işte yaşayıp ölmemizi değil de kendi varlığımızın gücünü, sorumluluğunu almamızı ve yargılardan değil de bilinçten işlememizi ve yaratımdaki tüm sonsuz ve sınırsız olasılıkları farkına varalım istiyorsa? Ya O, her an neşeden, hafiflikten, kahkahadan var olmamızı istiyorsa? Ya O, yarattığının, kendini beğenmemesi, yargılamasını değil de, sadece yaratıldığı için, var olduğu için kendisini koşulsuzca sevmesini istiyorsa? Ya bu Dünya, acı ve ızdırap yeri değil de, bize sunulan kocaman bir hediyeyse?

Ya senin Var Olman da Dünya’ya ve Evren’e hayalinin bile ötesinde bir hediyeyse?

Duygu Şen Aytaç