Zihnin Ötesi, Varlığın Kendisi...


 

Ne var ise sende, bende. Aynı varlık her bedende… (Aşık Veysel) Tek bir enerji var… Tüm kainatta… Bizim, bizden ayrı sandığımız herşey (masa, sandalye, malikhane, gecekondu, para, kıyafet,… sen, ben,..)de. Aynı enerji… Sadece farklı titreşimlere sahip. Maddenin %99.99’unun alan olduğunu söylüyor bilim adamlarıda. Yani; gordüğümüz herşey, o katılık sadece %0.01. Sadece molekullerinin mukemmel dizilimi, bizim onları katı olarak gormemizi sağlıyor. Yani; zihinle gerçeğin sadece % 0,01’lik kısmını bilebiliyoruz. Asıl olan her yerde, herşeydeki aynı enerji. Sıkı sıkıya tutunduğumuz, kaybetmekten korktuğumuz,… tum bakış açılarımız, inançlarımız, yargılarımız, olmazsa olmazlarımız ve de aslalarımız, gerçeğin sadece % 0,01 olanıyla, zihnimizin gerçeği algılama biçimiyle oluşuyor. Yaniii; kocaman bi yalanın içindeyiz. Tüm bildiklerimiz, bildiğimizi sandıklarımız, inançlarımız, yargılarımız,… Sadece o, minik yüzdeyle, gördüklerimiz bizlerin realitelerini yaratırken, tecrübe ettiğimiz için bakış açılarımızın gerçekliğine inanıyoruz. Halbuki; o an, enerji, seninle birlikte hareket ediyordu sadece. Bu yüzden ne düşünürsen, neye inanırsan, neyi yargılarsan, konularla ilgili hangi bakış açıların varsa aynısını yaşaman kaçınılmaz. Enerji seni takip ediyor… Senin arzu ettiklerini verebilmek için… “Olumlu düşün, olumlu şeyleri çek” diyen bakış açısı, düalite prensibine göre, olumsuz şeyleri de içinde barındırmak zorundadır. Bir tarafından ne kadar çekersen, sonunda dengeye gelebilmesi için diğer tarafında hareket etmesi gerekir. Bu yüzden “0” noktasında, yani; tamamen yargısız, bariyersiz, herşeyi olduğu gibi kabul etmek ve oradan niyet etmek, ama olmamasına da gönüllü olmak, seni, birlik enerjisiyle, an’da akışta olmanın, yani; varoluşun ve var olmanın neşesiyle yaratmanı sağlar. Orası özgürlüktür, neşedir, ihtişamdır, herşeyin kolaylıkla aktığı alandır… Bizler, birbirimizi ve olayları, zihinlerimizin bilgii deposundan yorumlar, yargılar, el üstünde tutar, yerin dibine sokarız,… Orada çıkar, kazanım, hesaplama, sonuçlandırma, ön görü, güvenlik için onay, uyum, … muş gibi yapmacık olma gereklilikleri vardır. Orada varlığın, birliğin, aynılığın yeri yoktur. Zihin, kendini kurtarmaya programlanmıştır. Ve sana her zaman tehlikede olduğunu söyler. Her an saldırıya uğramış gibi savunma yaptırır. Sen böylecek, bırak birlik enerjisi, ne kuşları, ne kelebekleri, ne ağaçları, yani doğayı farkında bile olmazsın. Bariyerli, savunmada, endişede, streste hazır kıta beklersin… Ama bu sen değil ki… Sen, hayallerinin bile ötesisin. Zihnin bunu algılayamaz, bilemez. Bunu sen biliyorsun. Zihninin ötesi, varlığının kendisi. Aynıyız dediğimde buna karşı olan zihnin. 2’lik yaratan zihnin. Çünkü aynı olursak o, varolamayacak. Çünkü şimdi kontrol onda, sana geçerse seni kontrol edemeyecek.

Duygu Şen Aytaç